Samimiyetin Bereketi: Bir Tabak İncir
Hüseyin Arpa
Bazen bir olay anlatılır… Küçük gibi görünür ama içinde koca bir hakikat saklıdır. Tıpkı Kuşadası ilçe müftüsü Vehbi Akşit’in yaşadığı şu ibretlik hatıra gibi…
Anadolu’nun mütevazı bir ilçesinde görev yaptığı yıllarda, günlerden bir cumartesi… İlçenin pazarı kurulmuş, her yer kalabalık, çarşı hareketli. Resmî daireler kapalı olduğu için müftü efendi, evde oturmak yerine müftülüğe uğramayı tercih eder.
Çayını demleyip camdan dışarıyı seyrederken, pazarın o kendine has telaşını izler. Tam o sırada lüks bir araç gelir, müftülüğün karşısındaki bakkalın önüne park eder. Bakkal sinirlenir, araç sahibine çıkışır. Tartışma büyümeden müftü efendi devreye girer, aracı müftülüğün bahçesine aldırır ve sürücüyü çaya davet eder.
İkisi yukarıda çay içerken kapı açılır…
İçeri, elleri titreyen yaşlı bir kadın girer. Elinde bir tabak incir vardır.
“Evladım,” der, “müftülüğün kapısını açık görünce girdim. Bunları bizim bahçeden topladım. Pazara götürüp satacağım. Parasını da bir Kız Kur’ân kursu yapılmasına katkı olsun diye size getireceğim…”
Bir tabak incir…
Belki bir kilo bile değil.
Ama içinde kocaman bir niyet var.
Müftü efendi donup kalır. Yanındaki misafir de derinden etkilenir. Kadına sorar:
“Bunu kaça satıyorsun?”
Kadın mahcup bir edayla cevap verir:
“Ne verirseniz…”
Bunun üzerine o misafir, o anda bambaşka bir karar verir:
“Peki,” der, “bir Kur’an Kursu yaptıracak kadar verirsem, kabul eder misiniz?”
İşte o an…
Bir tabak incir, bir hayra vesile olur.
Bir gönülden çıkan samimi niyet, başka bir gönlü harekete geçirir.
Ve belki de o gün, o ilçede bir Kur’an Kursunun temeli atılır…
Bu kıssa bize şunu anlatıyor:
Samimiyet, maddî imkânlarla ölçülmez.
O yaşlı kadın “Benim ne imkânım var ki?” demedi. “Bir tabak incirden ne çıkar?” diye düşünmedi. “Bana gülerler” diye geri durmadı.
Elinde ne varsa, onu ortaya koydu. Ama en önemlisi; kalbini koydu.
İşte bereket tam da burada başlar.
Bugün bizler çoğu zaman büyük işler yapmak için büyük imkânlar bekliyoruz. Oysa Allah, küçük ama samimi olanı büyütür.
Nice büyük servetler vardır ki iz bırakmaz… Nice küçük katkılar vardır ki nesiller boyu yaşar…
Çünkü mesele “ne verdiğin” değil, “nasıl verdiğin” meselesidir.
Samimiyet varsa, az çoktur. İhlâs varsa, küçük büyüktür.
Belki bizim de elimizde bir “tabak incir” var… Ama biz onu küçümsediğimiz için yola çıkamıyoruz.
Oysa kim bilir… Belki o küçük adım, büyük bir hayrın kapısını aralayacak.
Unutmayalım: Samimiyetle atılan her adım, Allah katında büyür. Ve bazen bir tabak incir, bir ömre bedel hayırlara vesile olur…