ERBAKAN HOCA SADECE KENDİ DÖNEMİNİN DEĞİL, SONRAKİ DÖNEMLERİN DE MİMARLARINDANDI
İbrahim Kayaoğlu
Türk siyasetinde bazı isimler vardır; sadece bir dönemin değil, bir zihniyetin ve bir mücadelenin sembolü hâline gelirler. Necmettin Erbakan işte böyle bir isimdi. Siyasi yürüyüşü hep ön planda oldu.
Aslında o, akademik kariyeri parlak bir makine mühendisiydi. Almanya’da çalışmalar yapmış, Türkiye’ye döndüğünde yerli ve millî sanayi hamlelerinin öncülerinden olmuştu. Ancak Erbakan’ı farklı kılan, teknik bilgisini ideolojik bir vizyonla birleştirmesiydi. Ona göre mesele sadece ekonomi değil; aynı zamanda ahlâk, kimlik ve medeniyet meselesiydi.
1970’lerde kurduğu partiler kapatıldı. Siyasetten yasaklandı. Ama her defasında başka bir isimle, başka bir kadroyla geri döndü. Çünkü onun için siyaset bir makam yarışı değil, “dava” meselesiydi.
Erbakan denildiğinde akla ilk gelen kavramlardan biri “Milli Görüş’tür”. Batı merkezli kalkınma modeline karşı, kendi değerleriyle yükselen bir Türkiye tasavvuru undu.
Erbakan Yeniden Büyük Türkiye, yeni bir dünya derken, yeni bir dünyanın şekillenmesinde D8 olduğu gibi, yeniden büyük Türkiye için Türkiye'de bulunan bazı kurumlara karşı milli ve manevi kimliğe sahip kurumların oluşmasına önem verdi.
Barolar birliğine alternatif HUDER,
Ekonomik araştırmalar için ESAM,
TOBB alternatifi olarak MÜSİAD,
Sanayi ve milli üretimde ASELSAN gibi kurumları oluşturarak yeniden büyük Türkiye'nin yol haritasını belirledi.
Ağır sanayi hamleleri, havuz sistemi, D-8 girişimi…
Bunların her biri, küresel düzene alternatif üretme arayışının parçalarıydı.
Özellikle D-8 girişimi, İslam ülkeleri arasında ekonomik iş birliği fikrini somutlaştırma çabasıydı. Bu adım, Türkiye’nin sadece batı eksenli değil, çok boyutlu bir dış politika arayışının da işaretiydi.
1996’da Başbakan olduğunda, Türkiye koalisyonlar dönemindeydi. Refah-Yol hükümeti uzun ömürlü olmadı. Başarılı çalışmaları memura emekliye zam, özellikle havuz sistemi birilerini ciddi şekilde sarstı.
Çünkü Erbakan’ın kurduğu cümlelerin her birinin altında derin düşünceler yatardı. Ancak Hoca kadayıf esprisiyle tanıtılmaya çalışıldı.
Aslında o liderin devlet idaresindeki başarılı çalışmaları bir takım güçleri ciddi rahatsız etti. Çünkü Erbakan tanındıkça maskeleri düşecek ülke nasıl idare edilecek göreceklerdi.
Ama maalesef tahammül edemediler ve akabinde olanlar oldu. 28 Şubat süreciyle görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Bu dönem, hem onun siyasi hayatında hem de Türkiye’nin demokrasi tarihinde derin izler bıraktı.
Erbakan için bu, bir geri çekiliş değil; sabırla bekleme dönemiydi. Siyaset yasağı geldi, partileri kapatıldı; fakat yetiştirdiği kadrolar Türkiye siyasetinin sonraki yıllarına damga vurdu.
Onu sevenler “hoca” dedi; karşı çıkanlar ise sert şekilde eleştirdi. Ekonomik politikaları, dış politika tercihleri ve üslubu her zaman tartışma konusu oldu. Ancak şu gerçeği inkâr etmek zor: Türkiye’de muhafazakâr siyasetin kurumsallaşmasında en büyük pay sahiplerinden biridir.
Bugün Türkiye siyasetinde etkin olan birçok isim, bir şekilde onun siyaset okulundan geçti. Bu yönüyle Erbakan, sadece kendi döneminin değil, sonraki dönemlerin de mimarlarından biri oldu.
Erbakan 2011 yılında vefat etti. Ardında sadece bir parti değil, bir düşünce ekolü bıraktı. Onun siyaset anlayışı; “önce ahlâk ve maneviyat” vurgusuyla şekillendi. Destekleyenler için o, inandığı değerlerden taviz vermeyen bir liderdi. Eleştirenler için ise Türkiye’yi gereksiz gerilimlere sürükleyen bir figür gibi algılatılmaya çalışıldı.
Ama zaman gösterdi ki Erbakan'ın kurmuş olduğu cümleler ve tespitler günümüzde saygıyla hayranlıkla izleniyor. Zaman zaman karşılaştığımız bazı dostlar rahmetli hocaya hiç oy vermedim amma büyük adammış. Çok ileri görüşlü bir lidermiş. Her zaman böyle liderler kolay yetişmiyor, Erbakan'da böyle bir liderdi. Kıymeti bilindi mi o da saygıdeğer okurun vicdanında saklı.
Fakat tarih çoğu zaman kişileri siyah-beyaz değil, bıraktıkları etkiyle yazar. Necmettin Erbakan’ın etkisi ise hâlâ sürüyor.
Belki de onu anlamanın en doğru yolu, bir kaç cümlesinde gizlidir:
"İsrail güçten anlar" “İman varsa imkân vardır.”
Bu sözler, bir siyasetçiden çok; bir inanç ve ideal adamının özeti gibidir.
Vefatının yıldönümünde saygıyla minnetle anıyorum.
Rabbim rahmet eylesin mekânı cennet olsun...