Kalpte Sönmeyen Ateş: Zulüm

Tarih bazen koca savaşları değil, tek bir sopanın izini taşır.Harun Reşid'in oğlu Me'mun'un çocukken yediği o sebepsiz sopa da işte böyle bir izdir. Ne bir kan dökülmüştür ne bir şehir yıkılmıştır ama kalpte yakılan ateş, yirmi yıl boyunca sönmemiştir.

Kalpte Sönmeyen Ateş: Zulüm

Bir çocuğa vurmak kolaydır. Güç ondadır, itiraz edemez. Me’mun da edememiştir. Sormuş, cevap alamamıştır. “Sus!” denmiştir. Zulmün en çıplak hâli budur: Sebepsizdir, açıklamasızdır ve muhatabını susturur.

Yirmi yıl geçer. Roller değişir. Çocuk halife olur. Sopa atan hoca, artık karşısında kudret sahibi bir Halife vardır. Ve Me’mun’un ilk sorusu şudur:

“Bana neden vurmuştun?”

Bu soru bize şunu öğretir:

Zulüm unutulmaz.

Üzerinden yıllar geçse de, makamlar değişse de, saçlar ağarsa da unutulmaz.

Hocanın cevabı ise tarihe kazınacak cinstendir:

“Zulme uğrayanın asla unutmayacağını öğrenesin ve kimseye zulmetmeyesin diye yaptım.”

Bu söz, sadece Me’mun’a değil; eline güç geçen herkese söylenmiştir.

Özellikle de masasının arkasına oturup, imzasıyla kader çizenlere…

Bir kalemle suç isnat edenlere, bir cümleyle insanın itibarını zedeleyenlere…

Çünkü zulüm bazen sopa değildir.

Bazen tutanaktır.

Bazen mesnetsiz bir rapordur.

Bazen “inceleme başlatıldı” cümlesidir.

Bazen de hiçbir delile dayanmayan, ama muhatabını savunmasız bırakan bürokratik bir ithamdır.

Zulüm, sadece can yakmaz; hafıza inşa eder.

Zulüm, sadece bedende değil, kalpte iz bırakır.

Ve o iz, intikamla değilse bile adalet arayışıyla mutlaka geri döner.

Bugün dünyaya baktığımızda bunu açıkça görüyoruz. Devlet başkanını yatak odasından almalarla Bombalarla, ambargolarla, haksızlıklarla susturulmaya çalışılan halklar “sus”muyor. Belki bugün konuşamıyorlar ama unutmuyorlar. Zulümle bastırılan her çığlık, yarının hesabına yazılıyor.

Aynı şey daha küçük ölçekte de yaşanıyor.

Bir memurun masasından çıkan haksız bir yazı,

Bir bürokratın “nasıl olsa ben haklıyım” rahatlığıyla attığı bir imza,

Bir başkanın anlamadan dinlemeden ithamları,

Bir insanın yıllarını, emeğini, itibarını yakabiliyor.

Birey için de böyledir, devletler için de.

Evde, okulda, işte, sokakta…

Ve özellikle kamuda.

Elinde yetki olan herkes için geçerli bir kuraldır bu:

Zulmetme.

İtham ederken delilsiz konuşma.

Sustururken adil olduğunu sanma.

Çünkü mazlum susabilir ama kalbi susmaz.

Ve kalpte yanan ateş, günü geldiğinde ya adalet ister ya da yangın çıkarır.

Me’mun’un hocası bir sopa vurdu ama bir ders bıraktı.

Keşke bugün sopalar değil, dersler dolaşsa dünyada.

Keşke bürokrasi, korku değil adalet üretsin.

Unutmayalım:

Zulüm, yıllar geçse de kalpte sönmeyen bir ateştir.